Daha iyi bir dünya için Döngüsel Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma olmazsa olmaz

Daha iyi bir dünya için Döngüsel Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma olmazsa olmaz

Mayıs 25, 2021 0 Yazar: admin

24- 28 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Forum İstanbul 2021 konferansı Türkiye Cumhuriyeti Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, Forum İstanbul Başkanı Aclan Acar’ın açılış konuşmalarıyla başladı.

Açılış konuşmalarının ardından; ‘Yaşamsal Önceliğimiz: İklim Krizi ve Döngüsel Ekonomi’ başlıklı ilk oturumunu Bosphorus Enstitüsü Başkanı Dr. Bahadır Kaleağası yönetti. Oturuma; EBRD Çevresel Fonlar Direktörü Adonai Herrera-Martinez, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Ekonomisi ve Politikaları akademisyeni, FAO Kıdemli Yatırım Danışmanı ve Climate Bonds Politika Yardımcı Direktörü Doç. Dr. Barış Karapınar, ARUP Karbon ve İklim Değişikliği Direktörü Paula Kirk, Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Dr. Auguste T. Kouamé konuşmacı olarak katıldılar. Oturumda ‘Avrupa Yeşil Anlaşması – Yeşil Mutabakat (Green Deal)’in Türkiye’ye yansımaları ne olacaktır?’, ‘Karbon fiyatlandırması ile karbon emisyonları nasıl azaltılabilinir?, ‘İklim değişikliği milyonlarca yıl öncesinde donmuş virüs ve bakterileri ile yakın gelecekte tanışmamıza neden olur mu?’, ‘Döngüsel ekonomi, iklim değişikliği mücadelesinde nasıl bir rol oynar?’ , ‘Sürdürülebilir kalkınma için yenilikçi su çözümleri nelerdir?’, ‘Döngüsel Açık: Atık miktarını nasıl azaltabiliriz ve dönüşüm rakamını nasıl artırabiliriz?, ‘Lineer ekonomi modelini, atıkların kaynak olarak ele alındığı modele nasıl geliştirebiliriz ve yaygınlaştırabiliriz?, ‘Topluma ve çevreye katkı sağlayan sosyal sorumluluk sahibi şirketler sayesinde dünya nasıl değişecek?’ gibi konular  ele alındı. 

Açılış konuşmasında düşüncelerini ifade eden Forum İstanbul Başkanı Aclan Acar,   “Forum İstanbul’un misyonu ülkemizin sadece bulunduğu coğrafyada değil, dünyada önde gelen devlet arasında görmek için karar vericileri orta ve uzun vadeli düşünmeye yönlendirmek, çözüm arayışlarını kolaylaştırmak ve teşvik etmektir. Oturumlarda dünya ve Türkiye gündemi ele alınırken, konular genel perspektifle değerlendirecek,” dedi. 2019 yılı sonunda ortaya çıkan Kovid-19 sorunu, mevcut sorunları daha da artırdığını hatırlatan Acar, aşının yaygınlaşması ile kontrol altına alınacak bu sürecin sonunda yeni dengelerin ve bir büyüme trendinin ortaya çıkacağı beklendiğini, bu sürece hazırlamanın önemine dikkat çekti.

TİM olarak 20 yıldır Forum İstanbul’a destek verdilerini belirterek sözlerine başlayan Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle, “TİM olarak 20 yıldır desteklediğimiz Forum İstanbul’da bir kez daha bir arada olmaktan memnuniyet duyuyoruz. Yarını anlama temasıyla gerçekleşen Forum İstanbul’da çok önemli ve her biri bir konferans konusu olabilecek konu başlıklarıyla bir hafta boyunca hepimize çok fayda sağlayacağına inanıyorum. Pandemi sonrasındaki yeni döneme ışık tutacak pek çok konu başlığının konuşulacağı forumda hem katılımcı hem izleyici hem de destekleyici olarak yer almaktan büyük onur duyuyoruz,” dedi.

TİM’in önemli görevli arasında yer alan, dünyada yaşananları doğru analiz edip ülke ekonomisi en doğru şekilde geleceğe hazırlamak olduğunu belirten Gülle, “Türkiye ihracatının saha neferleri olarak ihracatımızın sürdürülebilir bir büyümeye sahip olması için vizyoner çalışmalar yapıyoruz. Yeşil dönüşüm ve özellikle pandemi sürecinin ortaya çıkardığı dijital dönüşüm gibi ekonomiye yön veren süreçlerle ilgili ihracatçılarımızı bilgilendirmek adına eğitim sempozyumları düzenliyoruz. Lojistik alanında ise attığımız adımlarla ihracatçılarımızın küresel sorunlarda minimum hasarla çıkmasını ve fırsatlar üretmesini hedefliyoruz,” dedi.

Döngüsel Ekonomi ve Sürdürülebilir Kalkınma

Etkinliğin onur konuğu olan T.C. Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar açılış konuşmasında değişen dünya ile birlikte alışkanlıklarımızda yaşanması muhtemele değişimlere dikkat çekti: “Yeşil teknoloji ile ilgili konuların konuşulduğu; yenilenebilir enerjinin tartışıldığı, mikro mobilitenin ve küçük elektrikli araçların gündemde olduğu bir yeşil teknoloji meselesi söz konusu. ‘Al, kullan ve at’ yaklaşımını benimseyen Lineer ekonomi yerini ‘al, kullan, geri dönüştür’ uygulamalı döngüsel ekonomiye bırakıyor. Havayı, suyu ve toprağı koruyarak sürdürülebilir kalkınma modelleri geliştiriliyor. Döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir kalkınma iki önemli noktadır. Dünya bu trendlerle hareket etmeli. Bundan 20 sene sonra dünyanın hiçbir yerinde petrol istasyonları olmayacak, evlerimize doğalgaz taşıyan hatlar olmayacak belki. Çünkü evinizin çatısına koyduğunuz panel ve lityum piller, evimizi 24 saat boyunca aydınlatırken ya da her türlü ısıtma ve soğutma işlemlerini hayata geçirecek enerjiyi toplayacak. Dolayısıyla evinize elektrik ya da doğalgaz faturası gelmeyecek. Belki devletler şu an inanılmaz vergi alıyorlar. Ancak böyle bir dünyada elektrik ya da doğalgaz parası alınmayacak.”

Son olarak İklim değişikliği sonucu tedarik zincirinin de bozulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Birpınar, iklim değişikliği için “krize de dönüşebilir fırsata da” hatırlatmasında bulundu.

Hali hazırda yüzde 2’lik bir elektrikli araç oranı söz konusu olduğunu, 2030 sonrasında sayının artırılması gerektiğini belirten EBRD Çevresel Fonlar Direktörü Adonai Herrera-Martinez, “2050 yılında karbon azalımını sağlamaya çalışıyoruz. Daha temiz ve aynı zamanda güçlü bir evrensel desteğin oluşturulmasını sağlıyoruz, ki sürdürülebilir bir gelişme elde edilsin. İklim krizi gerçekten bir yeşil yatırım tsunamisi yarattı. Uzun vadeli iklim stratejileri ve buna bağlı politikalar oluşturulmalı, 2030 emisyon hedefleri belirlenmeli. Bunlar sadece gelişen bir perspektif ile yapılır. Bu sürecin istihdam sağlayıcı bir etkisi de olacak. 2030’da gayri safi milli hasılaya yüzde 4 oranında katkıda bulunması mümkün,” dedi. 

İklim değişikliğine bütüncül bakılması gerektiğini hatırlatan Herrera-Martinez, “Elbette çevresel hedeflerin konması temelde yer alıyor. Ekonomideki aktivitelerin çevresel hedeflerle sürdürülmesi gerekiyor. Elbette burada gönüllü olan ekonomilerle, varlık sahipleriyle birlikte yapılacak çalışmalar bir görev gücü oluşturarak başlatılabilir. Bununla birlikte birçok mali çıkar çatışmasının önüne geçilmeli. Biliyorsunuz, şeffaflık yükümlüğü yatırımlarda karbon geçiş risklerini çok iyi gösterecek. En temelde şeffaflığın mutlaka olmalı. Böylece yatırımlar doğa dostu yerlere kayabilsin,” dedi. 

G20 Ülkeleri Bütün Emisyonların Yüzde 80’inden Sorumlu

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Ekonomisi ve Politikaları akademisyeni, FAO Kıdemli Yatırım Danışmanı ve Climate Bonds Politika Yardımcı Direktörü Doç. Dr. Barış Karapınar sıfır karbon hedefine ulaşılmasının hayati derecede önemli olduğunu, 2035 öncesinde sıfır karbon hedefine ulaşılamaması halinde bilimsel açıdan bir işe yaramayacağını belirtirken, “2000 yılından bu yana en sıcak yılları yaşadık. Geçtiğimiz yıl en sıcak yıllardan biriydi. 1980 ile 2000 yılı arasındaki ortalamanın üzerine çıktık. Sanayi öncesi dönemde hafif bir artış vardı. O zamandan bu zamana 1.2 derece artış oldu. Küresel ortalamayı düşünecek olursa bu rakamlar oldukça yüksek ve etkilerini de her yerde görmeye başladık,” dedi.

Sera gazı emisyonları özellikle son 70 yılda çok önemli bir ölçekte artış gösterdiğini belirten Doç. Dr. Karapınar, Covid-19 sebebiyle taşımacılık, ulaştırma, endüstri gibi sektörlerde emisyonlarda azalma görüldüğünü belirtti. Karapınar şöyle devam etti: “2020 yılında misyonlarda toplamda yüzde 8’lik bir azalma oldu. Ancak ekonomilerin toparlanması ile artış trendi başladı. G20 ülkeleri bütün emisyonların yüzde 80’ninden sorumlu. Sektörler açısından ise en çok enerji ardından ulaştırma, inşaat ve lojistik sektörleri azalan bir grafikte emisyon salınımına neden oluyor,” ifadelerini kullandı.

İklim felaketleri ile yaşanan kayıpları hatırlatan Karapınar, “1980’den bu yana iklim felaketleri ilgili kayıpların ekonomik karşılığı 4 trilyon 200 milyar dolara karşılık geliyor. Yanı sıra, geçtiğimiz yıl 30 milyon insan afetlerden kaçtı. Sel baskınları ve fırtınalar öne çıkan gerekçeler oldu,” dedi.

 “İstanbul İçin Çok Güzel Yeni Bir Dönem Başlıyor”

Ardından söz alan ARUP Karbon ve İklim Değişikliği Direktörü Paula Kirk bioçeşitlilikte yaşanan riskin çok büyük olduğuna işaret ederken, “Pozitif bazı çıktılar elde etmek için geleneksel yaklaşımların dışına çıkmak gerekiyor. Artık sınırsız kaynağımız olmadığı için rejeneratif kalkınmayı önemsemeliyiz. Bu nedenle de döngüsellikten bahsetmeliyiz. Covid-19 gibi bir kriz sonrasında bizler artık yeniden düşünmek zorundayız. Pandemiden çıkmamızı ve aynı zamanda yeni dünya ve yeni ekonomik döngüsel oluşumlara uyum sağlamamız gerekiyor,” dedi. 

 “18 ay içerisinde yaşadığımız süreçte karbon emisyonu ve risklerin azaltılmasında şirketlerin yaklaşım ve iş modellerinde değişiklik söz konusu oldu. Şeffaflık değişimi de mevcut. Kent belediyeleri ile çalışmamız gerekiyor. Kent  seviyesinde de mutlaka birçok aktörün yapabileceği çok somut değişiklikler var. Bizim de belediyelerle İstanbul’da yaptığımız çalışmaların temelinde bu yer alıyor,” diyen Kirk, anlaşılan riske sadece bir iklim tehlikesi olarak bakılmaması gerektiğini, şirket ya da kurumların şeffaflık yaklaşımları ile nelere yatırım yapılması gerektiğini paylaşmasının önemine dikkat çekiyor. Kirk, pandeminin işletmelerin çeviklik ve adaptasyon yaklaşımlarını da gözden geçirmeleri için bir fırsat olduğunu ekledi. İstanbul’un iklim eylem planını güncellediklerini hatırlatan Kirk, “C40 iklim değişikliği grubuyla birlikte çalışıyoruz. Bu organizasyonun içerisinde 90 tane şehir bulunuyor.  Hali hazırda İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız çalışmalar var. İklim eylem planını güncelliyoruz. İstanbul’da ilk iklim ve eylem planına sahip olacak. Sürdürülebilir yeşil iyileştirme yolunda önemli adımlar atılıyor. İstanbul için çok güzel yeni bir dönem başlıyor“ dedi.

“Karbon Fiyatlandırması, Cari Açık ve Verimli Bir Vergi Sistemi İçin Gerekli”

Kovid-19’un beşerî sorunlarına dikkat çeken Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Auguste T. Kouamé  “Kovid-19 bütün toplumlarda beşerî açıdan büyük bir etki yarattı. 1930’lardan bu yana yaşanan en büyük resesyonlarından biri yaşandı. Kovid-19’un bu kadar kötü olduğunu düşünüyorsak iklim değişikliğinin neler getirebileceğine kafa yormamız gerekiyor. İklim değişikliği çok ciddi bir sorun. Milyonlarca insan sadece iklim değişikliği nedeni ile ekstrem yoksulluğa sürüklenebilir. İklim değişikliğinin getireceği yoksulluk, enflasyondan hava kirliliğine kadar birçok alanda kendisini gösterecektir. Birçok sektörde verimlilik azalışı meydana gelecek ve dünya üzerinden dengeler değişecek. İklim değişikliğinin getirdiği etkilerle sürdürülebilir ekonomik sistemlerde sorunlar baş gösterecek. Bunların hepsi varoluşuna yönelik büyük tehditlerdir. En büyük tehdidi ise küresel bir savaş olma ihtimalidir,” dedi.

Karbon fiyatlamalarının süreci iyileştirmek açısından artı bir katkısı olabileceğine dikkat çeken Kouamé, “Karbon küresel bir sorun. Daha az kirletici teknolojinin kullanılması için karbon fiyatlandırmada teşvik gerekiyor. Yenilenebilir enerji için de teşvik gerekiyor. Karbon fiyatlandırmanın güncellenmesi ile bunlar başarılabilir. Kamu sağlığı üzerindeki etkileri de bu sayede azaltılabilir. Karbon fiyatlandırma ile ilgili şu anda 68 tane uluslararası fiyatlandırma söz konusudur. Karbon vergisi sisteminde son 10 yılda değişiklikler meydana geldi ve 4 kata kadar artış yapıldı. Türkiye de bu anlamda önemli adımlar atıyor. Önce piyasanın hazırlanması ile ilgili çalışmalar söz konusu. Karbon piyasaları ve pazarları için teknik çerçeveler hazırlanıyor. Emisyonun azaltılmasının yanı sıra karbon fiyatlandırma ile ilgili maliyetlerde artış olurken, tipik vergilendirmeler de değişime uğrayacak. Karbon fiyatlandırma ile vergi sisteminin verimliği de yükseltilebilir,” derken karbon fiyatlandırması ile yine cari açığa da çözüm bulunabileceğini belirtti. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı